SOLUNUM SİSTEMİNİN

ANATOMİSİ VE SOLUNUMUN FİZYOLOJİSİ

 

 

Solunum Sisteminin Anatomisi

Akciğerlerin Hacmi

Solunumun Fizyolojisi

Solunumun Düzenlenmesi

 

 

 

Solunum, fizyolojik bir olay olup, kişinin yaşaması için gerekli oksijeni sağlar. Bu nedenle soluk alma ve hayatta kalma eş anlamda algılanır.

Temel işlevi dokulara oksijen sağlamak ve dokularda oluşan karbondioksidi alıp dışarı atmak olan, solunum sisteminin anatomi ve fizyolojisinin kısaca özeti:

 

 

SOLUNUM SİSTEMİNİN ANATOMİSİ

 

Solunum sistemi, üst ve alt solunum yolları ve akciğerlerden oluşur.

 

Solunum yolları; burun boşlukları, farenks, larenks, trakea, bronşlar, bronşiyoller ve alveolleri içerir.

Üst soluk yolunun görevi: havayı ısıtmak, süzmek ve nemlendirmektir.

Alt soluk yollarının görevi: kan yoluyla O2 ve CO2 değişimini yapmaktır

Alt soluk yolu: Glottik açıklık denilen gırtlaktan, O2 ve CO2 değişiminin gerçekleştiği hava keseciği – kılcal damar zarına kadar olan kısmı kapsar(alveolar – kapiller membran) 

 

SİNÜSLER

- Kafa kemikleri tarafından oluşturulmuş boşluklardır

- Östaki borusundan gelen sıvılar ve gözyaşı için kanal görevi görürler

- Bakteriler için kapan görevi gördüğünden genellikle iltihaplıdır 

 

BURUN:

Havanın ilk giriş yolu burundur.

Burun boşluklarının içi, müköz bir membran(sümük salgılayan zar) ile kaplıdır.

Burun boşlukları ve boğaz, yüz kemiklerinin birleşmesiyle oluşmuştur. Burun tabanı kulağa doğru yayılır, göze değil. Burun boşluğunda konka adı verilen üç çıkıntı bulunur.

Burun mukozası, hassastır, kan damarları bakımından zengindir ve üzerinde küçük ince tüyler(silyalar) bulunur. Hava bu yollardan geçerken, kan damarlarının sağladığı ısı ve nem ile ısınır ve nemlenir. Ayrıca, hava içindeki yabancı maddeler, küçük tüyler tarafından tutulur.

Bu nedenle burun yoluyla soluk alınması, ağız yoluyla alınmasından daha yararlıdır.

 

AĞIZ BOŞLUĞU VE OROFARENKS

Bademcikler (Tonsiller): Lenf dokusudur, bakterileri süzer. Sıklıkla iltihaplanırlar

Epiglot: Yaprak şeklinde fibrotik yapıdır. Yutkunma esnasında soluk yolunu kapatarak yiyecek ve içeceklerin yemek borusuna  gitmesini sağlar

Vallecula: Dil ile epiglottis arasında, yer alan “Cep” şeklindeki girintidir  

 

FARENKS(BOĞAZ):

Burun boşluğunun ve ağzın arkasında, yemek borusu(özefagus) ve soluk borusu(trakeanın) üstündeki kısımdır.

Boğaz (farenks) üç bölümden oluşmuştur:

Nazofarenks (geniz) - Burnun hemen arkasındadır.                                  

Larengeal farenks - Farenksin hemen altında olup, biri arkada özafagusa, diğeri önde trakeaya giden iki açıklığı vardır.

 

LARENKS(GIRTLAK):

Soluk borusunu destekler. Soluk yolunun(trakeanın) üstünde, boğazın(farenksin) altında yer alan gırtlak(larenks), Hyoid kemiğe bağlı at nalı biçimindedir, üst kısmında ses telleri (vokal kordlar) olan bölümdür.

Ses plikalarının arasındaki boşluğa glottis adı verilir.

Glotisin üzerinde ve dilin arkasında epiglotis adı verilen yaprak biçiminde bir çıkıntı vardır. Bu çıkıntı, lokmaları yutma sırasında glottisi kapar ve lokmanın trakeaya(soluk borusuna) girmesini önler.

Larenks mukozası da küçük tüylerle kaplıdır, bu tüyler burunda olduğu gibi, soluk alırken giren toz ve yabancı maddeleri süzer.

Öksürme ve aksırma ile bu yabancı maddeler, dışarı atılır.

 

TRAKEA(SOLUK BORUSU): 

Trakea, larenksten sonra gelen soluk yolunun bir parçasıdır. Dördüncü ve beşinci sırt omurlarının(torasik vertebra) hizasında, sol ve sağ ana  dallara (bronşlara) ayrılır.

Trakeanın bu ayrılma yerine, bifurkasyon trakea adı verilir.

Bifurkasyon yerinde, iki ana bronşu birbirinden ayıran çıkıntıya da karina denir.

Soluk borusunun ön tarafında C harfi biçiminde kıkırdaklar, arka tarafında ise fibroelastik bağ dokusu ve kaslar bulunur.

Kıkırdaklar trakeayı sürekli açık tutarken, arka yapısındaki bağ dokusu ve kaslar, lokma yutarken özefagusun genişlemesini kolaylaştırır.

Soluk borusunun ve büyük bronşların duvarlarında titrek tüylü epitel hücreleri (silialar),beta-2 reseptörleri vardır ve Goblet (müküs) hücreleriyle kaplıdır, tükürük(müküs) salgılarlar.

Silialar, dalgalanma hareketleri yaparlar.

Soluk alındığında soluk yoluna giren yabancı maddeleri aşağıdan yukarıya doğru hareket ettirerek dışarı atılmasını sağlayan müküs salgısı ve siliaların hareketidir.

solukyolu

 

TİROİD KIKIRDAK

· En büyük laringeal kıkırdaktır, kalkan şeklindedir

· Ön tarafta kıkırdak, arkada ise düz kastan oluşmuştur

· Bir diğer adı da “Adem  Elması” dır

· Hemen ardında glottik açıklık yer alır  

 

GIRTLAK (LARENKS, GLOTTİK AÇIKLIK)

· Erişkinlerde soluk yolunun en dar yeridir

· Genişliği kasların kasılmasına(tonüsüne) bağlıdır

· Ses telleri burada yer alır

 

ARİTENOİD KIKIRDAK

Ses tellerinin arkada yapıştığı kısımdır

· Krikoid halka: İlk trakeal halkadır, tümüyle kıkırdaktan oluşmuştur

· Buraya basıldığında özefagus kapanır (Sellick manevrası)

· Krikotiroid membran: Krikoid ve tiroid kıkırdakları arasındaki zardır

· Ameliyat ve iğne ile soluk yolu açma bölgesidir  

 

GIRTLAK VE SOLUK BORUSU(LARENKS VE TRAKEA)

Birleşik yapılardır

· Tiroid bezi: Krikoid kıkırdağın altında yer alır, trakea boyunca her iki tarafa yerleşmişlerdir

· Şahdamarları (Karotid arterler): Trakeanın yan taraflarında yerleşmişlerdir 

· Jugular venler (toplardamarlar): Trakeanın yan taraflarında yerleşmişlerdir  

 

BRONŞLAR

Soluk borusunun iki ana dala ayrılıp(bifurkasyonu, çatallanması) akciğere giren kısmıdır.

Akciğerin bu giriş bölümüne hilus adı verilir.

Akciğerin sinirleri ve damarları buradan girer ve çıkarlar.

Sağ ana bronş dikeye yakın, sol ana bronş ise yataya yakın bir eğimle akciğerlere girerler.

Ayrıca sağ ana bronş, sol ana bronşa göre daha kısa ve kalındır.

Bu nedenle solukla giren yabancı maddelerin ve mikroorganizmaların sağ ana bronşa girme olasılığı daha fazladır.

Bronş: Ana bronş ikinci ve üçüncü dallardan sonra bronşiyollere dallanır

Bronşiyoller: Küçük düz kaslardan oluşan borucuklardır, çeperlerinde kıkırdak yoktur. Dallanan bronşiyoller, hava kesesi (alveolar sacs) ile sonlanan alveoler borucuklara bölünür

 

AKCİĞERLER

Göğüs boşluğunda yer alan sağ ve sol akciğerlerin arasındaki boşluğa mediasten denilir ve burada kalple, akciğere giren çıkan damarlar bulunur.

Sağ akciğer, 3 parçadan(lobtan) oluşur, altında yer alan karaciğerin yukarı doğru itmesi nedeniyle, sol akciğere göre daha yukarıdadır.

Sol akciğerde, kalbin baskısı nedeniyle, sağ akciğere göre  daha küçüktür,2 parçadan(lobtan) oluşur.

Akciğerler parankimal dokudan oluşmuştur.

solukyolu

Akciğerlere giren ana bronşlar, birçok dallara bölünerek ağaç görünümü oluştururlar.

Dallanma:

Bronşlar=>bronşiyoller=>terminal bronşiyaller=>alveol kanalları=>alveoller, şekildedir.

Alveoller(Hava kesecikleri)

Üzüm salkımı üzerindeki “baloncuk şeklindeki” taneciklere benzerler, salkımlardan oluşmuştur.

Çok katlı epitel hücrelerinden oluşan alveollerin çeperi, zengin kılcal damarlarla çevrelenmiştir.

Surfaktan ile kaplanmıştır, surfaktan yüzey gerilimini azaltır, genişlemeyi kolaylaştırır. Surfaktan azaldığında atelektazi gelişir (atelektazi, alveolün sönmesidir)

Dolaşımdaki kan ile akciğer arasındaki gaz alış verişi (oksijen-karbondioksit değişimi) bu bölümde gerçekleşir

 

Akciğer yüzeyi, PLEVRA adı verilen ve iki kattan oluşan seröz zar ile kaplıdır.

Plevranın, akciğeri saran kısmına VİSSERAL PLEVRA, göğüs kafesine yapışan kısmına ise PARİYETAL PLEVRA denilmektedir.

Plevral boşluk ( iki seröz zarın arasındaki negatif basınçlı boşluk), burada visseral plevra tarafından salgılanan ve kayganlığı sağlayan bir sıvı vardır; bu sıvı her iki plevra katı tarafından geri emilir.

Visseral ve pariyetal plevra arasındaki plevral boşlukta negatif (-100 mmHg) basınç vardır.

Bu basınç solunum fizyolojisinde önemli rol oynar.

Negatif basıncı vakum (çekme/emme) etkisi gibi düşünebilirsiniz; bu emme etkisi sayesinde plevranın iki katı, sanki arada boşluk ya da sıvı yokmuş ve birbirlerine yapışıkmış gibi dururlar. Negatif basıncın oluşumu: visseral plevra tarafından sürekli salgılanan sıvının her iki plevra tabakası tarafından geri emildiğini belirtmiştik, işte plevra kapillerleri tarafından gerçekleştirilen bu emiş gücü negatif basıncı yaratır, akciğerler de bu şekilde göğüs duvarına (pariyetal plevraya) doğru çekilirler.

DİKKAT:

Göğüs duvarında meydana gelen ve akciğerin etkilendiği, herhangi bir delinme ya da kesik, plevra boşluğundaki negatif basıncı yok edeceğinden (oluşan açıklıktan, emme gücü/negatif basınç, çok kısa sürede içeriye doğru havayı emer; aynen elektrik süpürgesi gibi) plevra zarı arasına hava doldukça akciğerler büzüşür (kollabe olur).

Akciğerlerin büzülmesini önleyen diğer bir madde SURFAKTANdır.

Alveollerin çeperini oluşturan epitel hücrelerinden salgılanan surfaktan, lipoprotein yapısındadır.

Bazı yenidoğan bebeklerde, özellikle vaktinden önce doğanlarda, surfaktan yeterince salgılanmadığında, hyalin membran ve solunum güçlüğü sendromu denilen sorunlar görülür.

 

Çocuklardaki soluk yolunun eriŞkinlerden farkI

- Ağız içine göre dilleri daha büyüktür

- Epiglot daha gevşektir

- Dişler ve dişetleri hassastır

- Gırtlak çok daha geniştir

- Krikoid kıkırdağın gelişimini tamamlamamış olması nedeniyle gırtlak huni şeklindedir

- Sekiz yaşına kadar, krikoid halka en dar kısmı oluşturmaktadır

 

Başa Dön 

 

 

AKCİĞERLERİN HACİM (VOLUM) VE KAPASİTELERİ

Normalde erişkin bir erkeğin toplam akciğer kapasitesi 6 litredir. Erkeklere oranlandığında, akciğer hacmi kadınlarda % 20-25 daha düşüktür.

Yine hacim ve kapasiteler vücut iriliğine göre farklılık gösterir, iri yapılılarda daha fazla iken kısa boylu, ince kişilerde daha düşüktür.

Hesaplamak için:

( kişinin kilosu x 10 ) bize bir fikir verebilir: 60 kg x 10 = 600 ml

Acil bakımda bunun anlamı:

60 kiloluk birisini solutmanız gerektiğinde hacmi 600 ml

100 kiloluk bir kişide ise 1000 ml olarak ayarlamanız gerekir.

Ya da, küçük çocukta erişkin ambusu(elle solutma esnasında kullandığımız maskenin balonu) kullanmaz veya ambuyu sıkarken basıncı ona göre ayarlarsınız. 

 

SOLUNUM HACMİ (TİDAL VOLÜM, VT)

Her soluk alışta akciğerlere giren ve her soluk verişte akciğerlerden çıkan hava miktarıdır. Ya da diğer bir deyişle, tek bir solunumdaki alınan - verilen havanın hacmidir, genellikle 5 – 7 cc/kg.

Normal koşullarda, sağlıklı erişkin bir erkekte bu miktar ortalama 500 ml ‘dir (biraz önce anlatılan, vücut büyüklüğüne göre hacımlar hep aklınızda bulunsun).

 

ALVEOLAR HAVA HACMİ (ALVEOLAR VOLUM) [VA]

Gaz değişimi için hava keseciğine gelen hava, ortalama 350 cc

 

DAKİKA HACMİ [Vmin]

Bir dakikada soluk borusundan giren ve çıkan hava miktarıdır.

                        Tidal volüm  X  RR

 

ALVEOLAR DAKİKA HACMİ

Bir dakikada alveole giren ve çıkan hava miktarıdır; 

(tidal volüm – ölü boşluk hacmi) X RR

 

İŞLEVSEL YEDEK KAPASİTE (Functional Reserve Capacity, FRC)

Olabildiğince derin soluk aldıktan sonra, olabildiğince güçlü solukla dışarı verilen havanın miktarıdır.

 

SOLUK ALMA YEDEK HACMİ (Inspiratory Reserve Volume, IRV)

Normal soluk almanın dışında, çok derin nefes alındığında, akciğerin en fazla alabileceği hava miktarıdır. Tidal volüme ilave olarak, soluk alındığında, dışarıdan akciğere giren hava miktarıdır.

Normal koşullarda, sağlıklı erişkin bir erkekte bu miktar ortalama 3000 ml ‘dir.

 

SOLUK VERME YEDEK HACMİ (Expiratory Reserve Volume, ERV)

Normal soluk vermenin dışında, çaba harcanarak verilebilecek en fazla hava miktarıdır.

Gevşeme sonrası, solukla dışarı çıkan hava miktarıdır.

Normal koşullarda, sağlıklı erişkin bir erkekte bu miktar ortalama 1100 ml ‘dir.

 

RESİDÜEL(ARTIK/KALAN) HACİM

Çok zorlanarak verilen soluğa (ekspiratuar rezerv hacmine) rağmen, akciğerde kalan hava miktarıdır. Normal koşullarda, sağlıklı erişkin bir erkekte bu miktar ortalama 1200 ml ‘dir.

 

ANATOMİK ÖLÜ BOŞLUK (VD)

Gaz (O2 ve CO2) değişiminin olmadığı bronş, bronşiyol gibi kısımlardaki havadır. Solunan hava doğrudan alveollere gitmez. Solunan hava, alveollere gidene kadar iletici soluk yolları olarak adlandırılan ağız, burun, boğaz, farenks, larenks, trakea, bronş, bronşiyollerde oyalanır. Buralarda gaz alışverişi olmadığından, iletici soluk yollarındaki hacme “anatomik ölü boşluk hacmi (~150cc)” denilmektedir.

Patolojik ölü boşluk: Hastalık ya da tıkanma nedeniyle oluşur, örnek: KOAH

Kapasite, akciğer hacimlerinin ikisinin veya birkaçının birleştirilmesi olayıdır.

 

TOTAL AKCİĞER KAPASİTESİ (Toplam Akciğer Hacmi)

Akciğerlerin, mümkün olduğunca derin soluk alındığında, en fazla genişleyebileceği hacimdir, ortalama 5800 ml’dir.

 

Başa Dön 

 

 

SOLUNUM SİSTEMİNİN FİZYOLOJİSİ

Solunum sisteminin görevi, vücudun gereksinimine göre dış ortamla gaz alışverişini sağlamak, dolaşım sistemi aracılığıyla da solunumu düzenlemektir.

Solunumu denetleme mekanizmaları:

Medulla’daki solunum merkezi

Pons’taki yetersiz havalanma ve tümüyle havasız kalma merkezleri (Apneustic, pneumotaxic centers)

Solunum, havanın akciğerlere girip çıkmasıdır. Dört kısımdan oluşur:

1-Ventilasyon, 2- Diffüzyon, 3- Perfüzyon, 4- Solunumun düzenlenmesi. 

 

VENTİLASYON (HAVALANDIRMA/SOLUNUM)

Akciğerin ventilasyonu ile kast edilen, havanın, atmosferden akciğerlere, akciğerlerden de atmosfere doğru hareketidir.

Bu ise, soluk alma (inspirasyon) ve soluk verme(ekspirasyon) şeklinde gerçekleşmektedir.

Soluk alış verişi aşağıdaki kasların yardımıyla gerçekleşir:

 

İnspirasyon kasları (soluk almayı sağlayan kaslar)

Diyafragma, göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran, frenik sinir tarafından yönlendirilen bir kastır.

Dış interkostal(kaburgalar arasındaki) kaslar

Sternokleidomastoid kasları

Skapula (kürek kemiğini) yükselten kaslar ve ön serratuslar

Skalenler

Omurga kaldırıcıları

 

Ekspirasyon kasları (soluk vermeyi sağlayan) kaslar

Karın kasları (asıl ekspirasyon kasları)

İç interkostaller

Arka aşağı serratüsler

 

Solunum, diyafragmanın aşağı yukarı hareketi; göğüs kafesinin ön arka çapının artması ve azalması; kaburgaların (kostaların) yukarı aşağı hareketiyle göğüs kafesinin uzayıp kısalması ile oluşur.

 

SOLUK ALMA (İNSPİRASYON)

Atmosfer havasının akciğerlere çekildiği, aktif bir eylemdir.

Beyindeki solunum merkezinin (medulla) uyarılmasıyla oluşur. Beyinden gelen uyarılar frenik sinirler(phrenic nerve) aracılığıyla diyafragma, spinal kord(omuriliğe)/interkostal(kaburgalar arasındaki) sinirlere ve interkostal kaslara ulaştırılır. Diyafram kasılır ve düzleşir. İnterkostal kaslar(inspirasyon kasları) kasılır; kaburgalar yukarı ve dışa doğru kalkar; göğüs kafesinin ön arka çapı genişler ve yukarıdan aşağıya uzar. Akciğerlerdeki hava boşlukları genişler. Akciğer içindeki basınç azalır ve basınç farkı oluşur (intrapulmonik pressure, pressure gradient). Oluşan basınç farkı nedeniyle, dışarıdan içeriye doğru hava emilir, soluk yollarına dolar; alveoller, basınç eşitlenene kadar şişerler.

Boyle - Marriotte Kanununa göre bir gazın hacmi arttığında, basıncı düşer.

Bu kanuna göre, genişleyen akciğerlerdeki havanın basıncı (atmosferdeki havanın basıncından) düşük olacağından, atmosfer havası akciğerlere dolacaktır.

 

SOLUK VERME (EKSPİRASYON)

Akciğerlerdeki havanın dışarı atıldığı, pasif eylemdir.

Dolan hava nedeniyle, akciğerlerdeki gerilen algılayıcılar (reseptörler), vagus siniri aracılığıyla, solunum merkezine soluk alma işleminin baskılanması için uyarı gönderirler (Hering-Breuer refleksi).

Akciğerlerin doğal esnekliği sayesinde diyafram ve göğüs duvarı çekilerek dinlenme dönemine geçer. Akciğerlerin hava boşlukları küçülür. Akciğer içindeki basınç atmosfer basıncına göre artar, oluşan basınç farkı nedeniyle içerdeki hava basınç eşitlenene kadar dışarı çıkar/itilir.

 

SOLUNUMUN SÜREKLİLİĞİNİ (RESPİRATORY DRİVE) SAĞLAYAN ETKENLER

Medulladaki kimyasal algılayıcılar (Chemoreceptors); PaCO2é veya pH ê ile solunum merkezinin uyarılması

Solunumun sinirsel (neuroregulatory) düzenlenmesini sağlayan PaCO2 dir

 

OKSİJEN YETERSİZLİĞİ İLE SOLUNUMUN SÜRDÜRÜLMESİNİ (HİPOKSİK DRİVE) SAĞLAYAN ETKENLER

Aorta yayında yer alan karotid cisimciği denilen kimyasal algılayıcılar

PaO2 ê ile solunum merkezinin uyarılması

Yardımcı destek sağlayan düzenlemeler

 

SOLUNUMU UYARAN VEYA ENGELLEYEN DİĞER ETKENLER

VÜCUT ISISI:

Kişinin ateşi yükseldiğinde solunum hızlanır, vücut ısısı düştüğünde(hipotermi) solunum azalır

İLAÇLAR/UYUŞTURUCULAR:

Etkileri doğrultusunda solunumu hızlandırır veya yavaşlatırlar

AĞRI: Genellikle solunumu hızlandırır, nadiren de olsa yavaşlatabilir

DUYGUSAL DURUMLAR: solunumu hızlandırır

ASİDOZ: solunumu hızlandırır

UYKU: solunumu yavaşlatır

 

DİFFÜZYON (YAYILMA)

Diffüzyon, gazların farklı yoğunluklara doğru hareket etmesidir.

Suda çözünmüş olan gazlar, hava keseciklerinin çeperi(alveoler membran) sayesinde bulundukları yüksek yoğunluktaki ortamdan düşük yoğunluktaki ortama doğru geçiş yaparlar.

Akciğerlere gelen hava/oksijen alveollere kadar ilerler, alveollerin çeperini ağ gibi saran kılcal damarlara geçerken (diffüze olurken), kılcal damarlardaki karbondioksit alveollere geçer (diffüze olur).

Bu geçişler(diffüzyon), iki farklı ortamdaki gazların, parsiyel basınçlarının farklı olması sayesinde gerçekleşmektedir.

 

DİFFÜZYONU SAĞLAYAN BASINÇ FARKLARI

 

GAZLARIN VÜCUTTAKİ BASINÇLARI 

 

TOPLAM BASINÇ (TOTAL PRESSURE)

Havadaki (atmosferdeki) bütün gazların birlikte oluşturduğu basınçtır.

Deniz seviyesinde bu basınç 760 mm Hg (atmosfer basıncıdır).

 

YERİ

PARSİYEL BASINÇLARI (mmHg)

OKSİJENİN (PO2)

KARBONDİOKSİTİN (PCO2)

ATMOSFERDE

760

 

ALVEOLLERDE

103

40

ARTERYEL KANDA

100

40

VENÖZ KANDA

40

46

 

KISMİ BASINÇ (PARTİAL PRESSURE)

Karışımdaki gazlardan her birinin basıncıdır.

 

ATMOSFERDEKİ BASINÇLARI

ALVEOLDEKİ BASINÇLARI

mmHg

%

mmHg

%

AZOT(Nitrojen)

597.0

78.62

569.0

74.9

OKSİJEN (O2)

159.0

20.84

104.0

13.7

KARBON DİOKSİT (CO2)

0.3

0.04

40.0

5.2

SU

3.7

0.5

47.0

6.2

 

PERFÜZYON

Oksijenin ve karbondioksitin taşınması eylemidir.

 

O2 VE CO2 NASIL TAŞINMAKTADIR?

Diffüzyon, gazların farklı yoğunluklara doğru hareket etmesidir.

Suda çözünmüş olan gazlar, hava keseciklerinin çeperi(alveoler membran) sayesinde bulundukları yüksek yoğunluktaki ortamdan düşük yoğunluktaki ortama doğru geçiş yaparlar.

 

FiO2

Solunan havada bulunan oksijen yüzdesidir (%), desimal(ondalık) olarak da ifade edilir.  

Odanın havasında bu oran, FiO2 => 0.21 dir.

 

OKSİJENİN TAŞINMASI

Alveollerden, akciğer dolaşımındaki kana geçen (diffüze olan) oksijen, ya plazma içinde eriyik halinde(%3) ya da  alyuvar (eritrosit) içindeki hemoglobine bağlanarak (%97) taşınır. Hemoglobinin oksijenle birleşmesine (HbO2, oksihemoglobin) denir. Doymuş Oksijen ya da oksijen satürasyonu, Hemoglobinin oksijene doymuşluğunun % olarak ifadesidir (genellikle % 96 )

Özellikle acil bakımda, oksijen satürasyonu, hastanın solunum durumunun belirlenmesi açısından çok önemlidir.                                   

Herhangi bir dokuya verilecek oksijen miktarı, dokunun oksijen basıncına göre değil de karbondioksitin parsiyel basıncına göre ayarlanır; ayrıca pH ve kanın ısısı da bu miktarın saptanmasında önemlidir.

Oksijen Satürasyonunu etkileyen unsurlar:

- Yetersiz Hgb (kansızlık/anemi, kanamalar/hemoraji)

- Alveollerde yetersiz oksijen bulunması

- Pnömoni, pulmoner ödem, KOAH gibi sorunlar nedeniyle, akciğer çeperlerinde (pulmonary membranda) gerçekleşen diffüzyonun yetersiz olması,

- Ventilasyon/Perfüzyon (V/Q) dengesinin bozulması

- Alveollerde oluşan yapısal bozukluk ya da alveol sağlam olsa bile yetersiz kan akımı

 

HİPOKSEMİNİN NEDENLERİ

Hipoksemi kandaki oksijen miktarının çok yetersiz seviyelerde olması demektir. Nedenleri:

- Atmosferdeki oksijenin kısmi basıncının yetersiz olması

- Kanda yeterli hemoglobininin olmaması

- Hemoglobine başka gazların(örnek: CO) bağlanmış olması nedeniyle oksijenin bağlanamaması

- Pulmoner membranda geçiş sorunu olması

- Gaz değişimi için yeterli geniş yüzey olmaması

- Mekanik çabanın yetersiz olması

 

Oksihemoglobinin ayrışması (yani kandaki oksijenin dokuya geçmesi) için PCO2, pH ve vücut ısısı önemli olduğuna göre, PCO2 yüksek, vücut ısısı yüksek ve pH’nın düşük olduğu bir ortamda oksijenin durumu ne olur ???

Elbette ki daha fazla oksijen serbest kalır.

Acil bakımda, bu özelliği bilmek, asidoz – alkaloz değerlendirmesi yaparken işimize çok yarayacaktır

 

KARBONDİOKSİDİN TAŞINMASI

CO2 besinlerdeki karbonun oksidasyonu ve hücredeki (iç) solunum (=>metabolizma) sonucu oluşan yan üründür: 

glukoz (C6H12O6) + oksijen (6 O2) =>Enerji + su (6 H2O) + 6 CO2

Son derece asidiktir. Kanda bikarbonat iyonu halinde taşınır (HCO3- )

Oksijen gibi hem plazmada eriyik halde hem de % 20 – 30 oranında hemoglobine bağlanarak (karbamino bileşiği) olarak taşınır.

Basınç farklılığı sayesinde CO2 kandan alveole diffüze olmaktadır 

Kandaki CO2 miktarının artmasına “hiperkarbi” denilir

 

Oksijen ve karbondioksitin basınç farklılıkları ile kanda nasıl taşındıklarını şema halinde görmek için tıklayın

 

OKSİJEN VE KARBONDİOKSİTİN VÜCUTTAKİ MİKTARINI ÖLÇMENİN YOLLARI

- Pulse Oksimetre, parmaktaki nabızdan oksijen yüzdesinin ölçülmesidir

- En yüksek üfleme testi(Peak Expiratory Flow Testing)

- Akciğer işlevi testi(Pulmonary Function Testing)

- End – Tidal CO2 izlemi

- Kandaki değerler(laboratuar testleri): Arteriyel kandaki, Venöz kandaki miktarları 

 

 

Başa Dön 

 

SOLUNUMUN DÜZENLENMESİ

Solunum merkezi, beyin sapındaki medulla oblangata’dadır.

Kan kimyasındaki değişiklikler, karotis ve aort cisimciklerindeki değişikliğe duyarlı algılayıcılar (reseptörler; glomus aortikum ile glomus karotikum) tarafından algılanarak solunum merkezi uyarılır.

Kimyasal düzenekler solunumu öyle düzenler ki, normal koşullarda PCO2 değişmez (değeri sabit tutulur); PO2 tehlike yaratabilecek seviyelere düşmüşse, yükseltilir.

Bir dakikadaki solunum hacmi metabolizma faaliyetleri ile orantılıdır.

Ancak, solunumla metabolizma arasındaki ilişki CO2 ile sağlanmaktadır.

Medullada bulunan solunum merkezi, kanın pH’sı, PCO2 ve PO2 olmak üzere 3 etken tarafından yönlendirilmektedir.

Bunlardaki azalma veya artmalar, solunumda önemli değişikliklere neden olmaktadır.

Örnek:

Fazla hareket edildiğinde, vücutta CO2 miktarı artar ve kan pH’sı 7.4 ün altına düşer, normalde 1/20 olan  H2CO3 / NaHCO3 oranı  asit olarak artar.

Bu durumdaki birey normalden daha fazla soluyarak (hiperventilasyon), fazla CO2 miktarını atmaya çalışır.

Solunumla dışarı atılan hava nemli olduğundan CO2, gerçekte  H2CO3 (karbonik asit) olarak atılır; bu sayede vücut sıvılarındaki H+ iyonunun yoğunluğu düşmüş olur.

H2CO3 / NaHCO3 oranında sodyum bikarbonat (NaHCO3, baz) lehine artma (veya asit kısmında azalma) olursa, PCO2 düşer.

Bu durumda birey, normalden az solur (hipoventilasyon), böylece karbondioksitin az miktarda atılmasını sağlar, tutulan karbondioksit su ile birleşerek bikarbonat oluşturur ve H+ yoğunluğu yükselir.

H+ dengesinin düzenlenmesinde akciğerler çok önemlidir; çünkü H+ iyonunun yoğunluğunda hızlı değişim gerektiğinde CO2 in diffüze olabileceği geniş bir alana sahiptir.

(asit - baz dengesini daha iyi kavramak için bakınız: solunum bahsindeki kan gazları ile diğer asitbaz dengesi  konularına)

Hipoksi, solunum merkezini doğrudan uyarmaz.

Kandaki PO2 düşmesiyle, aorta kavisinde yer alan glomus aortikum ile karotis arterin ikiye ayrıldığı bölgede yer alan glomus karotikumdaki kemoreseptörler (kimyasal algılayıcılar) uyarılır, refleks olarak uyarılan sinirler vasıtasıyla medulladaki solunum merkezi uyarılır ve solunum hızlanır.

 

Ventilasyon - Perfüzyon (solunum – kan akımı) oranı:

Solunumla kan akımı arasında sıkı bir ilişki vardır.

Normal koşullarda, alveoler solunum dakikada 4,2 litre civarında, kardiyak out-put (kalp debisi) ise dakikada 5litre civarındadır.

Bunların birbirlerine oranı olan 9,8  kanın çok iyi oksijenlenmesi için en ideal değerdir.

 

AKCİĞERLERİN GAZ ALIŞ VERİŞİ DIŞINDAKİ İŞLEVLERİ 

- Kanda inaktif olarak bulunan Anjiyotensin I  hormonu, akciğerlerden geçerken Anjiyotensin II  haline çevrilir.

- Akciğer dokusu Surfaktan maddesini sentezler ve kullanır.

- Akciğer dokusu gerildiğinde, Prostoglandin E ve F sentezler, kana salgılar ve depolar.

- Akciğer aynı zamanda metabolizma organıdır:

   *Alkolün bir kısmını solunumla atar.

   *Diyabetik ketoasidozdaki aseton ile anestetik maddeler de solunumla atılır.

- Sıvı-elektrolit dengesini düzenler.

- Bazı önemli maddeler akciğer dokusu tarafından parçalanarak yok edilir. Örnek: bradikinin, serotonin, asetilkolin ve norepinefrin gerektiğinde parçalanıp etkisiz hale getirilir.

- Fibrinolitik enzimleri de içerdiklerinden, trombozu eritme görevini de üstlenirler.

 

 

AKSIRIK: 

Burunda oluşan bir uyarıya (iritasyona) karşı ortaya çıkan tepkidir / reflekstir.

 

ÖKSÜRÜK:

Soluk borusu ve bronşlar (özellikle larinks ve karina), yabancı maddelere çok duyarlıdır.

Bu duyarlılık nedeniyle, basit bir uyarıcı madde, öksürük refleksini ortaya çıkarır.

Yabancı madde soluk yoluna girdiğinde, vagus sinir aracılığıyla alınan uyarılar beyne, medulla oblangataya gider.

Medulla oblangatadaki sinir hücrelerindeki devreler tetiklenir ve otomatik olaylar zinciri başlar:

İlk olarak akciğerlere solunumla ortalama 2,5 litre hava doldurulur.

Epiglottis ve ses telleri (vokal kortlar) sıkıca kapatılır ve hava akciğerlerde hapsedilir.

Karın kasları kuvvetlice kasılarak diyafragmayı yukarı doğru iter.

İç interkostal kaslar ve diğer soluk verme (ekspirasyon) kasları da kuvvetlice kasıldığında, akciğerdeki iç basınç 100 mmHg nın üstüne çıkar.

Epiglot ve ses telleri birdenbire tamamen açılır, basınç altındaki akciğere hapsedilmiş hava patlar gibi hızla dışarı atılır.

Bazen atılan havanın hızı saatte 50-60 km yi bulabilir (50-60 km/saat).

Akciğerlerin kuvvetle kasılması, bronşların ve soluk borusunun da daralmasına neden olur. Akciğerlerden hızla atılan hava, dar bir yarık görünümü alan bu boşluktan çıkarken, geçtiği yerlerdeki bütün yabancı cisimleri de beraberinde dışarı sürükler.   

 

Başa Dön 

 

KAYNAKLAR:

Amerikan Ortopedik Cerrahlar Akademisi; Hasta ve Yaralıların Acil Bakımı ve Nakledilmesi 4.Baskı; Nassetti, 1991.

Birol, Akdemir, Bedük. İç Hastalıkları Hemşireliği. Vehbi Koç Yayınları No:6 Ankara 1993;    s: 170-178

Bledsoe, B.E., Porter, R.S., Shade, B.R., Brady Paramedic Emergency Care, 2 nd Ed.,Prentice Hall,U.S.A.,1994. 

Marrieb, N. Elaine. Human Anatomy and Physiology. California, U.S.A. 1989.

Hariri, Nuran; Fizyoloji Atlası, Arkadaş Tıp Kitapları, 1989

Guyton ve Hall Tıbbi Fizyoloji, 9. Ed.,1996, Nobel Tıp Kitabevleri.

Kapit, W.; Elson, L. M.; Anatomie Malatlas, Arcis Verlag, München, 1989

 

Anasayfaya Dön