T.C. ANAYASALARINDA  EĞİTİM

 

Hülya ÜNALAN GEDİK

 

DEÜ-Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Eğitim Programlama ve Öğretim Ana Bilim Dalı,

Doktora Özel Öğrencisi

 

Türk Eğitim Sisteminin Yapısı ve Sorunları Dersi Ödevi;

Öğretim Üyesi: Prof. Dr. Mustafa YILMAN

 

 GİRİŞ

 

 

               İnsanlık tarihi incelendiğinde görülür ki, insanlar yaşamaya başladıkları andan itibaren daha rahat ve mutlu yaşamanın yollarını aramışlardır. Çağımıza değin süren çeşitli çabalar sonucunda, daha rahat ve mutlu yaşamanın daha iyi gelir getiren işler olduğuna inanmışlardır. Son yüzyıllarda ise, iyi gelir getiren işlerin ise ancak belli bir eğitim sonucunda elde edildiği inancıyla eğitime ağırlık verilmiştir. Nitekim eğitime ağırlık veren toplumlarda  refah düzeyi artmıştır. Eğitime gereken önemi vermeyen toplumlarda ise bilim ve teknoloji gelişemediği için ekonomi de gelişememiş, dolayısıyla toplumlar  geri kalarak fakirleşmişlerdir. Dolayısıyla, çağlar boyu ulaşılmak istenen daha rahat yaşama isteği eğitimsiz toplumlarda ne yazık ki gerçekleşememiştir.

              Kurtuluş savaşından büyük bir zaferle çıkan Atatürk bunun farkında olduğundan, eğitime özel bir önem vermiş ve bunu her fırsatta dile getirmiştir. Dile getirmekle de kalmayıp daha Cumhuriyet resmen kurulmadan ve hatta anayasa bile çıkarılmadan 2 Mayıs 1920  yılında 3 numaralı kanunla, bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı resmen kurulmuştur (Yılman, 1999: 59)

               29 Ekim 1923 te egemenlik resmen millete geçtiğinde, Atatürk bu egemenliğin istendik şekilde kullanılabilmesi için milli birliğe gereksinim olduğunu bunun ise ancak  Milli kültürle gerçekleştirilebileceğine inanmıştır. Milli kültür ise ancak eğitim birliği ile sağlanabilirdi (Yılman, 2002:3).

           İşte bu nedenledir ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin  özellikle ilk yıllarında, eğitime bir yenileşme aracı olarak bakılmış ve eğitim 1924 yılında çıkarılan ilk Anayasa ile güvence altına alımıştır.

          Atatürk’ün eğitimle ilgili görüşleri, emir ve direktifleri doğrultusunda  Cumhuriyet hükümetleri devlet bütçesinden eğitime  ayırdıkları payın oranını olanaklar ölçüsünde büyük tutmaya çalışmışlardır: 1927  % 3.1; 1935  % 4.6; 1940  % 6.6; 1945  % 8.4; 1950  % 11.8; 1955  % 12.6;1960  % 13.4 (Ada, 2001:162)

          Daha sonra değiştirilen Anayasalarla da güvence altına alınan ve ülkenin gelişmesinin, çağdaş yaşamın özetle bilim ve teknolojinin gelişmesinin umut edildiği  eğitim, Cumhuriyetin kuruluş yılından bugüne kadar istenen  düzeye gelmiş midir? Anayasa ile güvence altına alınan eğitim hakkı bireylere istendik ölçüde ulaşmış mıdır, geçen zaman içinde neler yapılmıştır?

Bu çalışmada bu sorulara kısa yanıtlar aranacaktır. 

 

  

1924 ANAYASASI
Madde 87

  

1- Kadın, erkek bütün Türkler ilköğretimden geçmek ödevindedirler.

2- İlköğretim Devlet okullarında parasızdır.
(T. Düstur, Cilt 26, s.170    Resmi Gazete 15/1/1945-5905   Kanun No Kanun Tarihi 4695 10/1/1945)

 

          Bilim adamları ve ekonomistler, eğitim amacıyla yapılan yatırımların toplumsal ve  kişisel olmak üzere iki tür getirisi olduğunu ileri sürmektedirler. Kişisel getiri, eğitim gören kişinin bundan dolayı yaşamı boyunca elde edeceği ek gelirin; toplumsal getiri ise kişinin eğitim görmüş olmasından dolayı yaratılan katma değerin, o kişinin eğitimi için yapılan yatırıma oranıdır. Elli sekiz ülkede yapılan hesaplar “eğitimin kademesi yükseldikçe toplumsal getirinin azalmakta olduğunu” göstermiştir. Daha açık bir ifadeyle toplumsal getirisi en yüksek ve kişisel getirisi en düşük kademe ilköğretim, bunun tersine toplumsal getirisi en düşük ve kişisel getirisi en yüksek kademe ise yükseköğretimdir. Anılan araştırmadan da anlaşılacağı üzere ilköğretimin getirisi tümüyle toplumadır. Öyle ise, temel eğitim bir toplumun varlığı ile eşdeğerdedir (http://54ahmetturk.sitemynet.com/japonturk.doc)

            Atatürk ile beraber Cumhuriyeti kuranlar, bu görüş doğrultusunda çalışmaları yönlendirmişlerdir. Daha Cumhuriyet ilan edilmeden 1921 yılında ve sonrasında 1923, 1924 ve 1925 yıllarında eğitim için kongre ve bilimsel kurullar (Heyet-i İlmiye) toplanmıştır. Bu kurullarda, her düzeydeki okulun eğitim programlarının Cumhuriyetin gereklerine göre düzenlenmesine çalışılmış. Eğitimi yaymak, yurttaşlar arasında çok düşük olan okur yazar oranını yükseltmek, öğretimi kolaylaştırmak, Türkçe’yi her yurttaş için ortak bir dil yapmak için büyük çaba harcanmıştır.

 

OKUR -YAZARLIĞIN  YAYGINLAŞTIRILMASI VE DİL BİRLİĞİ

              Okur-yazar oranını yükseltmek, öğretimi kolaylaştırmak ve Türkçe’yi ortak bir dil yapmak amacıyla 1 Kasım 1928’de 1353 sayılı Yasayla, Lâtin temelli yeni bir alfabe kabul edilmiştir. Ardından 16-45 yaş arasındaki herkes yeni Türk alfabesi ile okuyup yazmaya zorunlu kılınmıştır. Bunu sağlamak amacıyla 1- köy delikanlılarına asker ocaklarında okuma yazma öğretilerek terhis edildiklerinde köylerinde eğitmen olarak,  2- uzak köylere bilgi götürmek üzere de gezici öğretmenler görevlendirilmiştir (Kaya, 1977: 108).

             Türkçe’yi yabancı dillerin etkisinden kurtarmak, bilimin gereğine göre geliştirmek ve Türkçe’nin yanlış kullanımını önlemek amacıyla 1931 yılında Türk Tarih Kurumu, 1932 yılında Türk Dil Kurumu kurulmuştur.

              Ders kitapları, sözlükler, tüm basılı resmî yayımlar yeniden hazırlanmıştır. 

Birçok öğretmen, Türk Dil ve Tarih Kurumu’nda görev almıştır. Günlük dilde olduğu gibi, bilimsel terimlerde de çok geniş bir Türkçeleştirme faaliyetine girişilmiş, okullarda öğretim bu yeni terimlerle yapılmıştır (MEB, Stats/Apk2002/2.htm).

             1929 da 15-45 yaşları arasındaki yurttaşlara okuma yazma öğretmek için Millet Mektepleri (bir çeşit okuma yazma kursları) açıldı (Ada, 2001:146).

           Okuma odaları ile desteklenen bu mekteplerin okuma yazma oranının yükselmesine (1927 de % 11 iken, 1935 de % 20.4; Kaya,1977:117) büyük katkıları olmasına rağmen 1949 da kapatılmıştır. Halkevleri ve halk odaları da 1932-1947 yılları arasında bir çeşit yetişkin eğitimi, merkezi olarak hizmet görmüşlerdir (Kaya, 1977: 109-110).

 

ÖĞRETİM BİRLİĞİ   

                         Cumhuriyetten önceki eğitim kurumları, ağırlıklı olarak ulusal bir nitelik taşımaktan uzaktı. Okullar, birbirine kapalı dikey kuruluşlar halinde, üç ayrı kanalda yapılanmıştı. Bu yapılanma içinde, ilk ve en yaygını, Kur’an öğretimine, Arapça’ya ve ezberciliğe dayalı mahalle mektepleri ile medreseler, ikinci olarak  yenilikçi Tanzimat okulları, idadîler ve sultanîler, üçüncü olarak da yabancı dilde öğretim yapan kolejler ve azınlık okulları yer almaktaydı. Bu üç kanalda üç ayrı görüşün, üç ayrı yaşam biçiminin, hattâ üç ayrı çağın insanı yetiştirilmekteydi. Bu ortamda, üç ayrı eğitim kanalı ile birbirine zincirlemesine bağlı millet egemenliğini yaşam biçimi haline getirmiş kuşaklar yetiştirmek, ulusal kültürü güçlendirmek ve ulusal birliği sağlamak olası değildi. Cumhuriyetle başlayan değişim süreci içerisinde, 3 Mart 1924’te 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Yasası çıkarılmıştır. Bu Yasa ile üç ayrı kanal birleştirilmiş; birinci kanaldakiler kapatılmış, ikinciler geliştirilmiş, üçüncüler ise Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetimine alınmıştır.

          “Öğretimin Birleştirilmesi” anlamına gelen Tevhid-i Tedrisat Yasası’nın iki önemli özelliği bulunmaktadır. Birincisi, eğitim sisteminin demokratikleştirilmesi, ikincisi ise eğitim alanında lâikliğin eyleme dönüştürülmesidir.

           Anılan  Yasa ile  getirilen düzenlemeler üç madde altında ifade edilebilir.

1.  Şer’iye ve Evkaf Vekaleti ya da özel vakıflarca yönetilen tüm medrese ve mektepler Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.

2. Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bütçesinden mekteplere ve medreselere ayrılan para, eğitim bütçesine geçirilmiştir.

3. Eğitim Bakanlığı, yüksek din uzmanları yetiştirmek için darülfünûnda bir ilâhiyat fakültesi, imam ve hatip yetiştirmek için de ayrı okullar açmıştır.

(MEB, Stats/Apk2002/2.htm). 

             Tevhid-İ Tedrisat yasası, eğitim sistemimizin çağdaşlaştırılması, her türlü eğitim ve öğretimde aklın  ve bilimin temel alınması, eğitimin dini doğmalardan ayıklanması açısından büyük bir anlam ve değer taşımaktadır (Yılman, 2002:3).  

  

ÖĞRETMEN EĞİTİMİ

              Atatürk ”Öğretmenler! Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” sözleriyle hedeflediği “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesilleri yetiştirecek  öğretmenlere ihtiyaç olduğunu ve öğretmenlerin devrimlerini yaşatabilecek en önemli unsur olduğunu çeşitli vesilelerle ifade etmiştir.

             Cumhuriyetin ilanından ve Tevhid-i Tedrisat kanunun çıkarılmasından kısa süre sonra,  22 Mart 1926 tarihinde şehir öğretmen okullarının yanı sıra, köylerin eğitim sorununu çözmek üzere parasız yatılı köy öğretmen okulları kurulmuştur. İlkokul mezunu köylü ve şehirli çocuklar bu okula sınavla alınarak, üç yıl eğitimden sonra köylerde beş yıl mecburi hizmetle görevlendiriliyorlardı. Şehir ilkokuluna ancak beş yılın sonunda, yapılan sınavda başarılı oldukları takdirde atanabiliyorlardı (Kaya, 1977:184).

 

MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİ

                     Türk Milli Eğitim Sistemini önemli ölçüde etkileyen, yönlendiren ve şekillendirilen oluşumlardan biri de Milli Eğitim Şuralarıdır. İlki, 1923 yılında çeşitli konuların tartışıldığı ve kararların alındığı Heyet-i İlmi toplantısıdır. Ancak hukuki yönden 2287 sayılı yasaya dayalı olarak 1939 yılında I. Milli Eğitim Şurası ilk kez toplanmış ve 3 yılda bir toplanmak üzere karar alınmıştır.

1939 daki  I. Milli Eğitim Şurasında 3 sınıflı köy ilkokullarının 5 sınıfa çıkarılması, her 200 ilkokul mezunu bulunan yerde mesleki ve teknik kurs ve okulların açılması konuları;

1943 teki  II. Milli Eğitim Şurasında Türk ahlak ilkelerinin belirlenmesi, tarih ve anadili öğretimi;

1946 daki III. Milli Eğitim Şurasında Sanat, ticaret okulları programlarının iş hayatına uyacak biçimde düzenlenmesi;

1949 daki IV. Milli Eğitim Şurasında İlkokul programlarının incelenmesi, liselerin dört yıla çıkarılması, öğretmen yetiştirme sorununun gündeme alınarak eğitim enstitüsü ile yüksek öğretmen okullarının durumlarının ayrıntılı olarak tartışılması;

1953 deki V. Milli Eğitim Şurasında okul öncesi, ilköğretim, özel eğitime muhtaç çocukların sorunları, ilkokul öğretmenlerinin yetiştirilmesiyle ilgili çalışmaların yapılması;

1957 deki VI. Milli Eğitim Şurasında Mesleki ve Teknik eğitim, halk eğitimi ile ilgili sorunların ele alınması;

gibi çalışmalar yapılmıştır.

        Görüleceği üzere, 1924 Anayasa’sında öngörülen “Kadın, erkek bütün Türkler ilk öğretimden geçmek ödevindedirler “ maddesinin gerçekleşmesi için Cumhuriyetin kurucuları gerekli çabayı göstermiş ve kısa sürede birçok yeniliğe imza atmışlardır.

Ancak aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi, okur-yazar kadın erkek oranında eşitlik sağlanamamıştır.  

 

Sayım yılı

Okur-yazar oranı (%)

 

Toplam

Kadın

Erkek

1935

19,2

9,8

29,3

1940

24,5

12,9

36,2

1945

30,2

16,8

43,7

1950

32,5

19,4

45,5

1955

41,0

25,6

55,9

http://www.die.gov.tr/tkba/t098.xls

 

       1950 lerden itibaren izlenen yanlış politikalar nedeniyle demokratikleşme sürecinde oluşan kesintiler, hemen hemen her alanda ve kaçınılmaz biçimde eğitimde sorunlara yol açmıştır. 1960 da gerçekleşen darbe sonrası yeni bir Anayasa ile bu sorunlar farklı boyutlara taşınmıştır.

  

1961 ANAYASASI

VIII Öğrenimin Sağlanması

MADDE 50

 

1-   Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama Devletin başta gelen ödevlerindendir.

2-   İlköğrenim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için mecbûridir ve Devlet okullarında parasızdır.

3-   Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlama amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.

4-   Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları, topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

5-   Devlet, tarih ve kültür değeri olan eser ve anıtların korunmasını sağlar.

 

1-      Halkın öğrenim ve eğitim ihtiyaçlarını sağlama Devletin başta gelen ödevlerindendir.

            Devlet bu görevini yerine getirmek üzere aşağıdaki girişimleri başlatmış, bazılarını da farklı yapılara dönüştürmüştür.

            Halk Dershaneleri: ilkokul öğretmenlerinin ücret almaksızın gönüllü olarak düzenlediği kurslar olup, 1960 devriminden sonra kısmen yararlı olmuştur. Ancak kısa süre sonra hızını yitirmiştir. Hazırlanan programlar daha ziyade ilkokul bitirme sınavına hazırlık amacını gütmüştür.

           Gezici okullar : Kırsal kesimdeki kadınlara 1939 yılında dikiş-nakış, çocuk bakımı, doğum kontrolü ve ev ekonomisi konularında; erkeklere ise 1940 yılında demir ve ağaç işleri konusunda bilgi ve beceri kazandırmak amacıyla oluşturulmuş ve her yıl başka bir köyde faaliyet göstermiştir. Sınırlı sayıda olan bu kurslar 1968 de Halk Eğitimi Genel Müdürlüğüne devredilmiştir

            Orduda okuma yazma kursları ve değişik teknik alanlarda (şoför, havaalanı bekçisi, makine tamircisi, haritacı, radar ve radyocu, kaynakçı vb) yetiştirme programları düzenlenerek, askerlere okuma-yazma ve meslek kazandırılmıştır.

           Yaygın eğitim: planlı dönemde çeşitli kurslar yaygın eğitim olarak varlıklarını sürdürmüş, ancak okuma-yazma kursu geleneğinin etkisinden kurtulamadıkları için asıl hedeflenen üretime yönelik işlevini yerine getirememiştir (Kaya, 1977:113-115).

 

2- İlköğrenim, kız ve erkek vatandaşlar için mecburidir ve Devlet okullarında parasızdır.

           1928 de latin alfabesinin kabulunden 1960 lara kadar olan süreç incelendiğinde, neredeyse sıfıra yakın olan latin alfabesi ile okuma yazma oranı 1955 te  % 41 e ulaşmış iken, bu oran 1960 da % 39.5 a düşmüştür. !955 yılından 1980 yılına kadar geçen 25 yılda ise bu oran sadece % 26.5  artış göstermiştir. Kuruluş yıllarındaki yokluk ve yetersizliklere rağmen 25 yılda ortalama % 40 artış söz konusu iken olanakların daha iyi durumda olduğu 25 yılda artış %26.5 oranında kalmıştır. Yine kadın erkek arasındaki fark oldukça barizdir.

                  Bunun anlamı; okula göndermek mecburi olduğu halde aileler çeşitli nedenlerle çocuklarını okula gönderememişler ya da devlet onlara okuma imkanı sağlayamamıştır.

 

Sayım yılı

Okur-yazar oranı (%)

 

Toplam

Kadın

Erkek

1960

39,5

24,8

53,6

1965

48,8

32,8

64,1

1970

56,2

41,8

70,3

1975

63,7

50,5

76,2

1980

67,5

54,7

80,0

http://www.die.gov.tr/tkba/t098.xls

  

3- Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, en yüksek öğrenim derecelerine kadar çıkmalarını sağlama amacıyla burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.

 08 Aralık1983 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 18245 sayılı yasa ile kaldırılan:

             a) 08/06/1926 tarih ve 915 sayılı Lise ve Orta Mekteplere Alınacak Leyli Meccani Talebe Hakkında Kanun ile bu Kanuna Müzeyyel 19/05/1932 tarih ve 1907 sayılı Kanun.

              b) 05/05/1928 tarih ve 1237 sayılı Meccani Leyli Talebenin Mecburî Hizmetlerine Dair Kanun ile bu Kanuna Müzeyyel 30/05/1929 tarih ve 1484 sayılı ve 25/05/1938 tarih ve 3400 sayılı kanunlar

kapsamında maddi imkanları kısıtlı öğrenciler, parasız yatılı okutularak destekleniyordu.

            Ayrıca, yükseköğrenim öğrencileri için Kredi ve Yurtlar Kurumu aracılığıyla karşılıklı burs ve ucuz yurt olanakları sağlanmaktadır.

 

4- Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları, topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

             ÖZÜRLÜ: Bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerinden belirli oranda fonksiyon kaybına neden olan organ yokluğu ve bozukluğu sonucu toplumsal rolünü gerçekleştirebilmesi için bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişidir (http://www.kayseri.net/parilti/bilgilen.htm)

              Özel eğitim ihtiyacı ilk kez 1953 yılındaki V. Milli Eğitim Şurasında “özel eğitime muhtaç çocukların sorunları” olarak ele alınmış, ayrıca Anayasa ile de güvence altına alınmıştır. O zaman başlanan eğitim faaliyetleri sonucunda, 2001 yılı itibariyle toplam 306 okulda 15842  öğrenciye eğitim verilmiştir. (Ada, 2001:152)

  

         1961 Anayasası kalkınmanın “plana göre gerçekleştirilmesini” zorunlu kılmış ve plan yapmayı “devletin görevi” kabul etmiştir. Buna bağlı olarak ilki 1963 yılında başlamak üzere devlet yönetiminde planlı döneme girilmiştir. Böylece eğitimde izlenecek temel politikalar, uygulanacak ilkeler ve gerçekleştirilecek hedefler kalkınma planlarında yer almıştır.

          1961 tarih ve 91 sayılı Devlet Planlama Teşkilatı Kuruluş Yasası tüm kamu kuruluşları için bir planlama birimi kurulması yaptırımını getirmiştir. Tüm bakanlık ve kamu kuruluşlarının planlama birimi ya da APK dairesi vardır. APK dairesi bulunmayan tek bakanlık Milli Eğitim Bakanlığıdır. Türkiye, planlı bir kalkınma politikasını benimsemesine karşılık plansız bir eğitim düzenine sahiptir. (Yılman, 2002:10)  

          14 Haziran 1973 te Türk milli eğitiminin düzenlenmesinde esas olan amaç ve ilkeler, eğitim sisteminin genel yapısı, öğretmenlik mesleği, okul bina ve tesisleri, eğitim araç ve gereçleri ve Devletin eğitim ve öğretim alanındaki görev ve sorumluluğu ile ilgili temel hükümleri bir sistem bütünlüğü içinde kapsayan Milli Eğitim Temel Kanunu çıkarılmıştır. 

 

 

1982 ANAYASASI

Kabul Tarihi: 7/11/1982        Kanun No.: 2709

ÜÇÜNCÜ  BÖLÜM

SOSYAL VE İKTİSADİ HAKLAR VE ÖDEVLER

42. Madde

II. Eğitim ve Öğrenim Hakkı ve Ödevi

 

1-  Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

2-  Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

3-  Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

4-  Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

5-  İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

6-  Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

7-  Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

8-  Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

9-   Türkçe’den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

 

1- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

         Bu ilk maddeye rağmen, kişilerin eğitim öğretim hakkından yeterince yararlanamadığı gerçeği, aşağıdaki tabloda açıkca görülebilmektedir. Bu haktan kadınların, erkeklere oranla daha az yararlanabildikleri yine tabloda açıkca görülebilmektedir. 

 

Sayım yılı

Okur-yazar oranı (%)

 

Toplam

Kadın

Erkek

1980

67,5

54,7

80,0

1985

77,4

68,2

86,5

1990

80,5

72,0

88,8

2000

87,3

80,6

93,9

http://www.die.gov.tr/tkba/t098.xls

 

2- Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

              Öğrenim hakkının kapsamı METK ile tesbit edilmiştir. Ancak öğrenim hakkı çeşitli aşamalarda gelişmiş ülkeler düzeyine ulaşamamıştır. Atatürk “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetişecek bir milli eğitim anlayışını hedef göstermişken bugün halen üniversitelerde dahi ezberciliğe dayalı dogmatik eğitim verilmektedir. Kişilerin kendisini geliştirmesine olanak tanımadığı için öğretim süreci, bir an evvel bir belge alınıp kurtulunması gereken zorunluluk haline gelmiş; eğitim ise sadece öğrenim süreciyle eşdeğer görülen bir süreç olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu nedenledir ki kişiler kendisini geliştirmeye yönelik faaliyetlere ilgi göstermemektedir. Açık öğretim programları, çeşitli nedenlerle eğitim-öğretim programlarından yararlanamayan ama halihazırda kendini geliştirmek üzere tasarlanmış iken genellikle memurlar tarafından derece almak üzere başvurulan basamaklar haline gelmiştir. Dolayısıyla lisans eğitimi almış ve bir iş bulmuş kişi çoğunlukla lisans üstü bir öğrenim hakkından yararlanmayı düşünmediği gibi gereksiz bulmaktadır. Ya da bu geliştirme fırsatı için ”bu yaştan sonra okuyup ne yapacağım” fikrini benimser. Dolayısıyla gelişmiş ülkelerde kendini geliştirmek üzere sunulan bu öğrenim hakkından yararlanamaz, çünkü bunun kendisi için bir hak ve gereksinim olduğunun farkında değildir. Öğrenim hakkının farkında olmayan kişi, devletten  herhangi bir talepte de bulunamayacağından öğrenim hakkı ülkemizde yeterince kullanılamamaktadır.

              Öğrenim hakkı ile ilgili olarak “Hukuk Sitesi”nde yayımlanan aşağıdaki makale, Milli Eğitim Bakanlığı yapmış Avni Akyol  tarafından kaleme alınmıştır:

              “Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

                 Bugün ülkemizde, ilkokul ve liseden öte, üniversitelerde dahi tek tipleştirme yönelimleri söz konusudur. Gerek üniversite öğretim elemanlarının sakal ve bıyıkları ile uğraşılması, gerekse fizik görünümleri ile uğraşılması gibi uygulamalar ve öğrencilerin kılık ve kıyafetleri ve fiziki görünüşlerine göre değerlendirilmesi üniversitelerde var olması gereken özgün ve özgür araştırma ve inceleme imkanlarının kısıtlı olması üniversitelerdeki çok seslilik azalmakta var olması gereken çoğulcu ortam yaratılamamaktadır, bu da üniversitelerin bilim üretememesine ve kısır kalmasına sebebiyet vermektedir. Ülkemizde özellikle sosyal bilim dallarındaki yetersizlik büyük oranda sınırlamalarla, dokunulmazlıklarla, yeterli özgür ortamın olmayışı ile ilişkindir dense yanlış olmayacaktır.
            Bugün Türk eğitim sistemi öğretmen - yönetici merkezli olmuştur. Böyle olunca program ve kitaplar değişmez, eleştirilmez, harfi harfine uyulması ve uygulanması gereken vazgeçilmez, bağlayıcı, baskıcı unsurlar ve esaslar haline gelmiştir. Bunun sonucu ve gereği:"öğretmek için ezberlemek, şekil ve kalıpçılık, başarısızlığı aramak ve ölçmek, elemek ve sistemin dışına atmak; verileni ve okunanı aynen kabul etmeye, mutlak itaate ve teslimiyete zorlamak ve korkutmak esas alınmıştır. Bu uygulama çağ dışıdır; insanın yaratılışına aykırıdır; insanlık onuruna ve insanın öz değerlerine saygısızlıktır. Bu uygulamada sevgi değil korku egemendir. Korkunun, şiddetin, baskının olduğu yerde demokrasi olmaz. İnsanlar, özgür, bağımsız, onurlu, erdemli yaşayamaz. Eleştirici, yaratıcı, yapıcı, üretici hiç olamazlar. Bunların olabileceği ve gelişebileceği ortam demokrasidir. Demokratik eğitim ve demokratik yönetimdir."
(Avni Akyol, Eski Milli Eğitim Bakanı" Milli Egemenliğin 75. Cumhuriyetin 72. Yıldönümünde Milli Eğitim Açısından Sosyal ve Siyasal Durumumuz, "adlı makalesi)
       

  Esasen eğitim konusunda çok yeni anlayışlar gelişmektedir. Yeniçağ bilgi çağıdır. Bilgi en önemli güç ve sermaye unsuru olmuştur. Artık "öğretme" yerine "öğrenme" kavramına geçilmiştir. Öğrenmenin öğrenilmesi geleceğin eğitiminin temel özelliği olacaktır. Artık donuk, statik, tektipleştirici bilgi ve öğretmenin bir hükmü kalmayacaktır.
             Sonuç olarak, insan hakları ve demokrasi kavramı içinde eğitime özel vurgu yapılması normal ve gereklidir. Çünkü eğitim, sistem ve içerik olarak sadece ferdi etkilemekle kalmamakta, toplumun geleceğini de belirlemektedir. (Hukuk Sitesi, Eğitim)

 

3- Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkilapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

             Bu maddenin ışığı altında günümüzdeki eğitim ve öğretim incelendiğinde ne yazık ki  çağdışı zihniyetlerle (dini unsurları egemen kılan), çağdaş olmayan eğitim (dogmatik; sorgulamayan, ezbere dayanan) esasları, çağdaş olmayan bilimsel (gelişmiş ülkelerin bilimsel verileri ülke koşullarına bile uyarlanma gereği duyulmadan, sorgulanmadan, aynen bilim olarak aktarılmasına dayanan) esaslarla yürütülmektedir. Ne yazık ki bütün bunlar Milli Eğitim Bakanlığının denetimi ve gözetimi altında devam etmektedir. 

 

4- Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

Anayasamıza göre eğitim Türkçe’nin dışında bir dille yapılamaz. Ancak Türkiye’de yaşayan yabancılar ile vatandaşımız olan azınlıkların Lozan Andlaşmasına (23.6.1985/18790 S.R.G.) göre kendi dilleri ile eğitim yapmaları mümkün kılınmıştır.

 

5- İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve devlet okullarında parasızdır.

Yakın zamanda bir protokol töreninde konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Doç. Dr. Hüseyin Çelik, "Türkiye'de 7,5 milyon okuma yazma bilmeyen insan bulunuyor. Bunların 6 milyonunu kadınlar oluşturuyor. Bu olumsuz tablonun ortadan kaldırılması için kadınların lehine ayrımcılık yapmak gerekiyor" dedi.(MEB, haberler)

 TUSİAD Raporu: Cinsiyet Ayrımcılığına Dayalı Okul örgütlenmesi

         “ Ortaöğretimdeki mesleki ve teknik eğitim örgütlenmesi belli ölçülerde cinsiyet  ayrımcılığına dayalıdır. Bakanlık bünyesindeki genel müdürlükler 636 liseden sorumlu Kız Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü ve 1091 liseyi kapsayan Erkek Teknik Öğretim Genel Müdürlüğü şeklinde ayrılmıştır. Oysa, 2555 genel liseyi bünyesinde barındıran Ortaöğretim Genel Müdürlüğünde böyle bir ayrım yoktur. Dahası, 605 dolayında İmam-Hatip Lisesinin bağlı olduğu Din öğretimi Genel Müdürlüğünde bile cinsiyet ayrımcılığına dayalı bir örgütlenme söz konusu değildir.

Uygulanan yanlış politikaların sonucu olarak, mesleki ve teknik liseler, kız ya

da erkek liseleri diye ayrılmış durumdadır. Bugün Kız Meslek Liselerindeki erkek öğrenci oranı %2, Endüstri Meslek Liselerindeki kız öğrenci oranı ise %7dir. Dünyadaki çağdaş eğilimlerin tersine, ülkemizdeki mesleki ve teknik liselerin cinsiyet ayrımcılığına dayalı olarak farklı çatılar altında örgütlenmesi, hem yersiz hem de kaynak savurganlığını artırıcı bir uygulamadır. Kaldı ki, bu uygulama, Cumhuriyetin getirdiği karma eğitim anlayışına terstir. Yasal olarak bir engel konulmamış olabilir, ama uygulamalar ‘karşı cinsin lisesi’ ne gitmeyi zorlaştırmaktadır.”

               2000 ‘li  yıllarda halen Anayasa ile zorunlu kılınmasına rağmen % 100 okuryazar nüfusa sahip olamadığı, kadın-erkek gruplamasında da eşitliği sağlayamadığımız ortadadır.

 

6- Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

             Devletin yetersiz kalması nedeniyle açılmaya başlayan özel okullar gittkçe yaygınlaşmış ve özel üniversite açılmasına kadar gelmiştir.

             Okul öncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim kurumları, milletlerarası öğretim kurumu ve bu düzeyde haberleşme ile öğretim yapan kuruluşlar, çeşitli kurslar, dershaneler, öğrenci etüd eğitim merkezleri ve benzeri kurumlarla diğer okulları kapsayan özel okulların, METK doğrultusunda eğitim ve öğretim faaliyetlerini düzenlemek üzere 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu ile Özel Okullar Yönetmenliği.(23.6.1985/18790 S.R.G.) çıkarılmıştır.

 

7- Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.

             Bu amaçla 08 Aralık1983 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 18245 sayılı  Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı İlkokul, Ortaokul, Lise ve Dengi Okullarda Burs, Parasız Yatılılık ve Sosyal Yardımlar Yönetmeliği çıkarılmıştır.

             Ancak, başarılı ve maddi imkânları yetersiz olan öğrencilere yönelik sınavla verilen bu burslardan, maddi durumu oldukça iyi olan ama sınavda dersane katkısıyla başarılı olan öğrenciler yararlanırken, gerçek ihtiyaç sahipleri dersane olanağından yoksun oldukları için sınavda düşük puan alarak mahrum kalmaktadırlar. 

             Oysa, sınav sonucunda kazananların beyanları daha ayrıntılı olarak araştırılsa ve hak etmedikleri halde başvuranlar ciddi maddi cezalara maruz bırakılsa, gerçek ihtiyaç sahipleri okuma şansına kavuşabilecektir.

 

8- Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

             Özürlülerin toplum içinde üretken bireyler olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri için özel eğitime gereksinmeleri vardır. O nedenle bu gereksinimi karşılamak üzere  Özel Eğitim Hakkında  Kanun Hükmünde Kararname ( R.G.: 6/6/1997 (Mük.) No:23011)  yayımlanmıştır                  

  ÖZÜRLÜ: Bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerinden belirli oranda fonksiyon kaybına neden olan organ yokluğu ve bozukluğu sonucu toplumsal rolünü gerçekleştirebilmesi için bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişidir (http://www.tbb.gen.tr/turkce/egitim/ozel.html).

             Tarihsel süreç içinde Ülkemizde özürlülerle ilgili ilk örgütlü çalışmalara 1889 yılında başlanmıştır. 1889 yılında İstanbul’da Sağırlık Okulu, 1921 yılında İzmir’de Özel Sağırlar ve Körler Okulu, 1944 yılında İstanbul’da bir dernek tarafından Sağırlar Okulu, 1951 yılında Ankara’da Körler Okulu, 1954 yılında Gaziantep’te Körler Okulu açılmıştır. Eğitilebilir zihinsel özürlüler için ilk özel sınıflar ve bu sınıflarda yetiştirilecek çocukları seçmek, incelemek ve rehberlikte bulunmak üzere ilk psikoloji kliniği (şimdiki rehberlik ve araştırma merkezi) 1955 yılında Ankara’da faaliyete geçmiştir. 1963 yılında Ankara’da ve İstanbul’da üstün zekalılar için üst özel sınıflar açılmıştır. 1969 yılında İstanbul’da Eğitimi Güç Çocuklar İlkokulu, 1974 yılında Ankara’da Ortopedik Özürlüler Okulu faaliyete geçmiştir. 1982 yılında alt özel sınıfları bitiren çocuklara iş öğretmek üzere ilk iş okulu Bursa’da açılmıştır.  

        1983 yılında “Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar kanunu” çıkmış ve yürürlüğe girmiştir. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığında rehberlik hizmetlerinin de dahil edildiği “Özel Eğitim ve rehberlik Dairesi” oluşturulmuştur. 1983 yılında yürürlüğe giren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile “Bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerinde belli oranda fonksiyon kaybına neden olan organ yokluğu veya bozukluğu sonucu normal yaşamın gereklerine uyamama durumunda olup, korunmaya, bakıma, yardıma ve yetiştirilmeye muhtaç kişi özürlü olarak tanımlanmış ve bu kişilere beceri kazandırılması yada devamlı bakımıyla ilgili “Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri” kurulması görev olarak Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna verilmiştir. Ancak bugün gelinen nokta iç açıcı değildir. Tüm bu gayretler özürlülerin sorununu çözmeye yetmemiştir.

            Özürlünün her alanda sağlıklı insanlarla eşit koşullarda yaşaması için özel düzenlemelere ihtiyaç vardır. Bu olgu Uluslararası ve Ulusal düzeyde düzenlemelere gidilmesini zorunlu kılmıştır. Uluslararası düzeyde; Birleşmiş Milletler Kararı, İnsan Hakları Beyannamesi, Çocuk Haklarına dair sözleşme, sakat kişilerin hakları bildirisi, Avrupa Sosyal şartı, Avrupa Konseyi kararı, İLO 159 nolu sözleşmesi ve Milletlerarası antlaşmalar özürlülere ilişkin evrensel düzenlemelerdir. Bu evrensel kararlar Ulusal düzeyde öncelikle Anayasamıza yansımıştır. Anayasamızın 40. maddesinde “Devlet durumları nedeniyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır” denilmektedir. 50. Madde de ise “Bedeni ve Ruhi yetersizliği olanların çalışma hayatında özel olarak korunması” da Devlet görevi olarak belirlenmiştir. Yine Anayasamızın 61. Maddesinde “Devlet özürlülerin korunması ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır” denilmiştir.

           Özürlülerin eğitim, çalışma, topluma uyum ve korunma hakları vardır. Sosyal Güvenlik haklarına ilişkin bu alandaki hedefler, kalkınma planları ve yıllık programlarda alınması gereken tedbirler ve ilkeler olarak belirlenmiştir.
            Özürlülerle ilgili eğitim, istihdam, sosyal hizmet, sosyal yardım, vergi kanunları gibi birçok kanunda düzenleme yapılmıştır.
        

         Özürlülerle ilgili birçok yasal düzenlemeler yapıldığı halde uygulamada başarılı olunamamıştır. Tarihsel gelişim incelendiğinde özürlülere götürülen hizmetlerin son derece yetersiz olduğu görülmektedir. (http://www.kayseri.net/parilti/bilgilen.htm)

           Türkiye'de beden, zihin, duygu ve sosyal gelişmelerindeki özürleri veya üstün özellikleri yönünden özel eğitim görmesi gereken öğrencilerin eğitildiği 207 özel eğitim okulu ile 102 rehberlik ve araştırma merkezi bulunmaktadır. 1998-1999 öğretim yılında, özel eğitim okul ve kurumlarından 10.946'sı kaynaştırma eğitiminde olmak üzere toplam 32.540 öğrenci yararlanmaktadır.

             Ülkede, tanısı konulmuş özel eğitime gereksinim duyan çocuklar için okulöncesi eğitim zorunludur. Her çocuk için "Bireysel Eğitim Planı" hazırlanmakta, çocuklar ulaşabilecekleri performans düzeyine göre eğitilmektedir. Özel eğitime gereksinim duyan bireylerin eğitimlerinin her sürecine ailelerinin katılımı sağlanmakta, kaynaştırma eğitimindeki öğrencilere özel eğitim desteği verilmektedir.  

            Ayrıca özel eğitime gereksinim duyan yetişkinler için de iş ve meslek kazandırıcı programlar düzenlenmekte ve bu programların yaygınlaştırılması çalışmaları sürdürülmektedir (http://www.tbb.gen.tr/turkce/egitim/ozel.html)

 

ÖZEL EĞİTİM OKULLARI

(1996-1997 Öğretim Yılı) EĞİTİM VEREN KURUM

Kurum Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Sayısı

 

 

İşitme Engelliler Okulu

47

5,812

808

 

Görme Engelliler Okulu

9

904

172

 

Ortopedik Engelliler Okulu

4

459

56

 

Hastane İlkokulu

24

280

32

 

Toplam

84

7,455

1,068

 

Kaynaştırma Yolu İle Eğitim

(*)

5,650

(*)

 

Özel Eğitim Sınıfı

(*)

10,913

(*)

 

Genel Toplam

84

24,018

1,068

 

(*) Diğer Örgün Eğitim Okulları içinde öğrenim gördüklerinden okul ve öğretmen sayıları verilmemiştir. (http://www.meb.gov.tr/stats/ist97/MYHTML31.htm)

 

            Anayasa ve Yasalarla güvence altına alınmaya çalışılan özürlülerin durumu ve eğitimleriyle ilgili içinde bulunulan çıkmazlar  Mehmet Kızıltaş tarafından Engelin Ötesinde Duranlar” başlığıyla, Aksiyon dergisinde dile getirilmiştir:

              Aslında engellilerimizin sosyalleşmesi ve toplumun vazgeçilmez bir unsuru olmaları için gerekli önlemlerin alınması maddi külfet getirmediği gibi hiçbir zorluğu da yok. Geçen yıl kasım ayında gerçekleşen nüfus sayımında yapılan büyük yanlışlık ve dikkatsizlik sonucu ülkemizdeki özürlü sayısı net olarak bilinmiyor. Peki, nüfus sayımında gerçek titizlik gösterilseydi ne değişirdi? Pembe bir tahminle, özürlülerin net sayıları göz önüne alınarak daha bilinçli ve sistemli eğitim ve istihdam imkânı sağlanarak onların hayata kazandırılmasının kapısı açılacaktı. Ne yazık ki bu ihmalkârlık özürlü çocuk ailelerini ve sivil toplum örgütlerini büyük bir hüsrana uğrattı. Sayıları net olarak bilinmese de Türkiye'de yaklaşık 8 milyon özürlünün yaşadığı varsayılıyor. Her yıl 3.5 milyon özürlü eğitim çağına geliyor. Fakat bunların sadece 40 bin'i eğitim öğretim hakkından yararlanabilmekte. Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği rakamlara göre gelişmiş ülkelerde toplam nüfusun %10'unu, az gelişmiş ülkelerde ise %12'sini özürlüler oluşturmaktadır

Özel eğitim sınıfları

              Var olan özel eğitim sınıflarının nicelik ve nitelik olarak zaten yeterli olmadığı biliniyor. Binlerce özürlü çocuk özel eğitim sınıflarında öğretmen yokluğundan ve sınıf sayısının azlığından dolayı okuma yazma öğrenemezken, özel eğitim sınıfları bu yıl mezunlarını veremediği için büyük yığılmalar yaşanıyor. Bu öğretim yılında özel eğitim sınıfı öğretmenleri önceki yıllara oranla daha da azaldı. İlkokulların ilköğretim okullarına dönüşmesi ile yeni derslik ihtiyacının doğuşu ve bazı okul müdürlerinin özürlülere menfi bakışları bu sınıfların fiili olarak yok olma tehlikesini de beraberinde getiriyor. Bu tip okul müdürleri özürlüleri sorun olarak gördükleri için yasalara ve ahlak kurallarına uymayacak yöntemlerle sınıfı dağıtmak için çaba harcıyorlar. Böylece fiili olarak sınıfı öğrencisiz hale getirmeyi başarmış olan okul idaresi, boşta kalan öğretmeni "sevdikleri" öğrencilerin sınıfına verebiliyor. Biraz daha insaflı olan okul müdürlerinin ise çeşitli bahanelerle öğretmeni ayrılan bu sınıflara yeni atanan öğretmenleri normal çocukların sınıfında görevlendirdikleri bazı okullarda saptanmış. Bu sınıfların yeni sisteme geçmesi ile konumu ve yeri açıklık kazanmamış olmasından kaynaklanan problemlerin bir an önce önüne geçilmesi gerekiyor.

             Zihinsel özürlü öğrencilerin 6., 7., 8. sınıflarda nasıl bir kaynaştırma eğitimi alacakları belirsizlik içinde. Tek öğretmenle bile ciddi problemlerin yaşandığı eğitim sisteminde kaynaştırma yapılan sınıflarda çok öğretmenle ne kadar büyük eksikliklerin yaşanacağı apaçık ortada.

 

9- Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

             Lozan andlaşması dışında, resmi öğrenim dili Türkçe olarak belirlenmiştir. Özel Okullar Yönetmenliği, IV. Bölüm, Eğitim ve Öğretim başlığı altında

Öğretim Dili 

Madde 61- Özel öğretim kurumlarında öğrenim dili Türkçedir. Türkçeden başka bir dilde öğretim yapılmasına izin verilmiş bulunan mevcut okullar kendi statüleri içinde öğretime devam ederler. Ancak, yabancı çocukların devam edeceği milletlerarası okullar bu hükmün dışındadır. (23.6.1985/18790 S.R.G.)  olarak belirtilmiştir.

 

SONUÇ

             Ülkemizin sağlık, ekonomik ve siyasi tablosuna bakıldığında istenmedik verilerle karşılaşılmaktadır. 1924 Anayasasının başlangıcında bahsedilen araştırmada “toplumsal getirisi en yüksek ve kişisel getirisi en düşük kademe ilköğretimdir ve ilköğretimin getirisi tümüyle toplumadır. Öyle ise, temel eğitim bir toplumun varlığı ile eşdeğerdedir” denilmektedir. Anayasalarda ve anayasalar doğrultusunda hazırlanan çeşitli kanun ve yönetmeliklere rağmen istenmeyen tablolar varsa ilköğretimin başarısızlığa uğradığı varsayımı hiçte yanlış olmaz. Demek ki bazı haklar ve ödevler kâğıt üstünde kalmıştır. Cumhuriyetin kurucularının emanetine gereken önemin verilmesinin, Atatürk’ün istediği “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür”

vatandaşların yetiştirilmesinin zamanı gelmiştir.

 

Kaynaklar:

1- Ahmet Türk, Türk Ve Japon Eğitim Sistemlerinde İlköğretim Kademesinin Karşılaştırılması ; http://54ahmetturk.sitemynet.com/japonturk.doc

2- Mustafa Yılman, Türkiye’de Öğretmen Eğitiminin Temelleri,1999.

3- Mustafa Yılman, Türk Eğitim Sisteminin Yapısı ve Sorunları, Doktora Ders Notları, 2002.

4- Şükrü Ada,Öğretmenlik Mesleğine Giriş, 2001.

5- Yahya Kemal Kaya, İnsan Yetiştirme Düzenimiz,1977.

6- Mehmet Arslan, Cumhuriyet Dönemi İlköğretim Programları ve Belli Başlı Özellikleri; http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar/146/aslan.htm

7- Abidin Dağlı,  Öğretmenlik Mesleğine Giriş, 2001, sayfa131.

8- http://www.die.gov.tr/tkba/t098.xls

9- http://www.ozelokullardernegi.org.tr/bolum4.htm

10- http://www.ozelokullardernegi.org.tr/bolum1.htm

11- http://yasemin.meb.gov.tr/mebdata/haberler/haberayrinti.asp?ID=725

12- http://www.tusiad.org/turkish/rapor/mesleki/mesleki04-1.pdf

13- Mehmet Kızıltaş, Engelin Ötesinde Duranlar, Aksiyon, sayı 205, 7-13 Kasım 1998;  http://arsiv.aksiyon.com.tr/arsiv/205/pages/dosyalar/dos7.html

14-  http://www.yargitay.gov.tr/bilgi/kanun_liste/PC4573.HM5.text.html

15- http://www.kayseri.net/parilti/bilgilen.htm

16- http://www.tbb.gen.tr/turkce/egitim/ozel.html

17- http://www.meb.gov.tr/stats/ist97/MYHTML31.htm

18- http://www.meb.gov.tr/Stats/Apk2002/2.htm

19- Hamza Yaman, Eğitim Hakkı; http://www.turkhukuksitesi.com/faq/egitim.shtml

20- http://obydb.meb.gov.tr/

 

Eğitim Menüye Dön

  

Anasayfaya Dön