STRES VE STRESLE BAŞ ETME

 

Stres, her organizmanın biyolojik yapısının, dolayısıyla da insan yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Günümüzde olumsuz anlam yüklenerek kullanılmasına rağmen, yaşam için kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Stres, iç ve/veya dış çevreden kaynaklanan vücudun dengesini bozan ya da tehdit eden; organizmada gözlenebilir değişikliklere neden olan olaylardır. Terim olarak:

Stres: baskı yapmak, bastırmak, germek, yüklemek, zorlamak anlamındadır.

Distres: aşırı gerilmedir.

Stresör: strese neden olan etken, stres olgusunu artıran etken, organizmanın uyumunu gerektiren durumlardır.

Stresörler farklı kişileri farklı etkiler. Güçlü ve kısa süren stresöre uyum daha kolay iken, hafif ancak uzun süren stresöre uyum daha zordur. Uzun süren hafif streste sürekli uyum çabası kişinin fizyolojik ve psikolojik açıdan zarar görmesine neden olur.

 

Bazı stresörler:

Fiziksel Etkenler: Yaralanmalar, yanıklar, saldırı, radyasyon, X ışınları, ameliyatlar, oksijen yetersizliği, sıcak, soğuk vb.

Kimyasal Etkenler: İlaçlar, hormonlar, vb.

Biyolojik Etkenler: Bakteriler, virüsler, parazitler, vb.

Psikolojik Etkenler: Organ kayıpları, duygusal yoksunluk, evlilik, emeklilik vb.

Fizyolojik Değişimler: Ergenliğe geçiş, menstruasyon, gebelik, yaşlılık vb.

Günlük Yaşam: Hava kirliliği, ses kirliliği, beslenme tarzı vb.

Teknolojik gelişmeler

Görüldüğü üzere, stres sadece olumsuzlukların yarattığı bir durum olmayıp; teknoloji, evlilik, gebelik, çocuk sahibi olma gibi zevk ve mutluluk yaratan olumlulukların da neden olduğu bir süreçtir.

 

 

STRESİN BELİRTİ VE BULGULARI

 

Strese maruz kalan kişi iki aşamadan geçer,

Değerlendirme: Kişi öncelikle iyilik halini bozan bu etkenin ya da tehlikenin ne olduğunu anlamaya çalışır.

Baş etme: Bu aşamada ise,” ben bu tehlike karşısında ne yapabilirim” diye düşünür.

 

Stres konusunda yapılan çalışmalarda, insanların ortak tepkisinde genellikle;

Organizma fizyolojik, psikolojik ve sosyokültürel yönden uyumun göstermeye çalışır. Bunun için tüm savunma mekanizmalarını devreye sokar. 

 

ORGANİZMANIN STRESE VERDİĞİ TEPKİLER:  

-  Lokal Adaptasyon Sendromu (LAS)

-  Genel Adaptasyon Sendromu (GAS)

 

Lokal Adaptasyon Sendromu (LAS):

Organizmanın, stres yaratan etkene, etkilediği yerde verdiği tepkidir. Genel olarak yaralanmalardaki görülen tepkilerdir. Dokular hasara uğradıklarında, inflamasyon, rejenerasyon, onarım, dejenerasyon, nekroz, atrofi, hipertrofi, hiperplazi, metaplazi, neoplazi ve alerji gibi tepkiler verebilirler.

 

Genel Adaptasyon Sendromu (GAS):

elye’ye göre, üç dönemden oluşur; 1)Alarm dönemi, 2)Direnç dönemi, 3)Tükenme dönemi, olmak üzere.

Alarm dönemi, kısa sürer(birkaç dakika ya da saat gibi). Hayat koruyucu bir dizi tepkilerden oluşur. Bu dönemde, sempatik sinir sisteminin hâkimiyeti vardır.

Direnç döneminde de yine organizmanın strese karşı koyabilmesi için bir dizi olay gerçekleşir.

Tükenme döneminde, ilk iki dönemdeki olaylar dizisi sonucunda oluşan enerji bir yere yönlendirilmezse, organizmanın çalışması zorlanır.

Vücut genellikle, içten ve dıştan gelen stresörlerle baş etmeye çalışır; ancak bu süreçte içten ve dıştan gelen tepkilere uyum sağlamada yetersiz kalırsa, bitkinlik ortaya çıkar. Organizmanın savunması giderek zayıflar; sonuçta bedensel ve duygusal sorunlar görülür.

 

VÜCUDUN STRESE KARŞI GÖSTERDİĞİ FİZYOLOJİK TEPKİLER 

Duyu organlarından gelen sinir demetleri, talamusta birleşir. Talamus, bir tehlike uyarısı geldiği zaman, (korku merkezi olan) amigdalayı ve stres tepkisini hareket geçiren beyin sapını etkinleştirir.

Beyin sapı, bütün organlara, kaslara ve damarlara bilgi taşıyan sempatik sinir sistemini uyarır. Çok kısa bir süre sonra sinir uçlarından; kimi sistemlerin çalışmasını hızlandırırken, kimi sistemlerin çalışmasını yavaşlatan noradrenalin hormonu "salgılanmaya" başlar.

Böbreküstü bezinden, kortizol benzeri stres hormonları salgılanır. Sempatik sinir sisteminin uyarısıyla, böbreküstü bezindeki adrenal medulla bölgesi, adrenalin ve noradrenalin hormonlarını salgılamaya başlar. Bu hormonlar, beden hücrelerindeki "alfa" ve "beta" olarak adlandırılan iki farklı alıcıya bağlanırlar. Organlardaki bu farklı alıcılara bağlanan hormonlar, organın etkinliğini azaltırlar ya da artırırlar.

Sinir sistemi ile organlar arasında işbirliği sağlayan hipotalamusun uyarılmasıyla, stres tepkisinin en önemli bölümü başlar. Hipotalamustaki sinir hücreleri, "Kortikotropin Salgılayıcı Faktör" adı verilen hormonu (corticotrophinreleasingfactor, kısaca CRF) salgılar. CRF, kan yoluyla hipofiz bezine taşınır; buradan çıkan uyarıcı hormonlar yine, kan yoluyla böbreküstü bezlerine giderler ve daha fazla kortizol üretimi için burayı uyarırlar. Kortizolun kandaki miktarı, belli bir düzeye ulaştığında; CRF üretimini durdurması için hipotalamus uyarılır. CRF üretimi durunca, kandaki kortizol miktarı da azalır. Bir süre sonra noradrenalin düzeyi de düşer; böylece gerilen beden rahatlar.

Adrenalin ve noradrenalinin, mide ve kalp gibi düz kaslardan oluşan organlara etki edebilmesi için kanda kortizol olması gerekir; sadece kortizol ile birlikte etki edebilirler. Stres hormonları, organları ileri derecede uyarılmış halde tutarlar: kalp atışı hızlanır, beyne, akciğerlere, karaciğere, kalbe daha fazla kan gider. İnsülin salgısı etkilenir, kandaki şeker miktarı normalin üstüne çıkar; bu şekilde beyne enerji desteği sağlanır. Stres tepkisinde, kaslar şeker yerine yağ depolarını yakmaya başlarlar. Sindirim sistemindeki organların enerji gereksinimleri düşer. Açlık, susuzluk ve cinsellik dürtüleri bastırılır.

Akut stres, bağışıklık sistemindeki fagositleri (yutar hücreleri) etkinleştirir. Sitokinlerin (bağışıklık sistemi hücreleri arasında aracılık yapan hücrelerin) etkisi noradrenalinle güçlenir. 30 – 60 dakika sonra kortizolün etkisiyle tekrar frenlenir.

 

          

KRONİK STRESİN BELİRTİ VE BULGULARI

Bu belirti ve bulgulardan herhangi birinin ortaya çıkması ve gittikçe olumsuz seyir göstermesi kronik stresin belirtisi olabilir 

 

STRESLE BAŞETME 

 

Anasayfaya Dön